6 Mayıs 2015 Çarşamba

Madenci





Geri dönemeyeceğinden habersiz, yola koyuldu madenci. Oysa akşam, kızına o en sevdiği çikolatadan götürecekti. Söz vermişti çünkü, koyu bir karanlığa gömüleceğini bilmiyordu. Ve tabi, karısını son kez öptüğünü de. Tek bir kavgası vardı, ekmek parası.. Ekmeğini kazanacaktı, harama bulaşmasın diye boğazındaki lokmalar. Ekmeğini kazanacaktı, kömür karası elleriyle. Belki bazen, kızını daha çok özleyecek, biran önce gidebilmek adına evine, daha çok vuracaktı taşa toprağa.

Geri dönmeyeceğinden habersiz, bir sabah yola koyuldu madenci. Ardında dualar bıraktı. Korkarak girdiği madenden içeri" hayatını" bıraktı. Ölümün siyahlığı üzerine serildi ansızın. Madenci korktu, madenci çıkmak istediyse de başaramadı. Maden ocağının en derinlerinde, bir daha göremeyeceği oğlunu düşündü ve ardından karısını. Madenci, çıkmak için çok uğraştı sonra. Belki son nefesiyle bir daha denedi. Ama kanayan bir yürekle, öylece ölüme boyun eğdi.

Geri dönmeyeceğinden habersiz, yola koyuldu başka bir madenci. Daha gençti, yaşayacak günleri; yapmak istedikleri vardı. Üstelik evlenmemeişti bile. Paramağında ki yüzük, umutlarını da taşıyordu. Sevdiği kızın kalbini her an yanında hissedebilmek içindi o yüzük, ölümün sessiz çığlığında kaybolmak için değil. Ama kayboldu, genç adamın soğuk yüreğinde. Gözyaşlarıyla ıslanan o yüzük, bir feryadın adıydı şimdi. 

Geri dönemeyeceklerinden habersiz, yola koyuldu bir grup madenci. Kömürden simsiyah olmuş tenlerinden okunuyordu yaşanmışlık. O tenler ki, bazen nefes aldığımız her dakika için utandırıyordu bizi. O tenler ki, kadir kıymet bilmenin önemini bir tokat gibi vuruyordu yüzümüze. O tenler ki, ölüm kokuyordu. 
Öksüz onlarca çocuğun gösyaşları, temizler miydi, bir babanın kayıp giden canının ardından kalan kömür karası alnını? Bİr eşin, feryadı dindirir miydi, maden ocağındaki ölüm çığlığının sesini? Bir annenin yanan yüreği, yakar mıydı artık tüm sobaları, kömür yerine? Yada oğlunu, kaybetmiş bir babanın acısını yazabilir mi hiç bir kalem? 

Asla! Asla anlayamıyor kimse, Soma’da yitip gidenleri. Hiç kimse anlamıyor. Boş provokatörler, meydan kolluyor, birbirine düşürmek için bizleri. Acıdan kavrulan insanların yüreğine, bir kömür de onlar atıyor. Alevlendirmek istiyorlar bu yangını. Yarattıkları bu alevde, hepimiz yanalım ve yok olalım istiyorlar.. Oysa " çizmeleri mi çıkarayım mı?" cümlesi, nasılda sızlatmıştı tüm insani duygularımızı. Ayrılığın değil, birliğin vakti artık. BIrakmalıyız, kardeşimize saldırmayı, siyaseti veya herhangi başka bir şeyi. Omuz omuza ölenlerin, omuz omuza yaptığımız desteğe ihtiyacı var, kösteğe değil. Ve tabii, semaya kaldırıpta ellerimizi, dilimiz kuruyana kadar ettğimiz dualara. 


-ElifAğaç.

Hep Birlikte Türkiye'yiz.







Yıllarca bastırılmış ve susturulmuş biri olarak bunu yazmak istiyorum. Birazdan yazacağım şeylerden dolayı tepki alacağıma adım kadar emin olmakla birlikte tepkilerinizi zerre önemsemeyeceğimi belirtmek isterim. Kimse düşünceleri yüzünden yargılanmamalı. Herkes özgür, herkes bağırıyor sokaklarda özgürlük diye. O halde konuşma sırası bende.
Bugün bir çoğunuz, esip gürledi buralarda. "Türkçülük" uludur, "Türkçülük" şöyledir böyledir. Sormak istiyorum, Türk olarak doğmayı siz mi seçtiniz? Doğduğunuzda Türk'tünüz. Ama Kürt bir ailede de doğabilirdiniz pek ala. Ya da Laz.. Bu çoğalabilir. Milli kimliğinizden vazgeçin demiyorum size. Kendinizi üstün görüyor olmanıza tahammül edemiyorum ben. Yine, bir çoğunuza sorsam, kardeşim sen Müslüman mısın diye, "Elhamdülillah" dersiniz göğsünüzü gererek. İslamın temel felsefesinin "hoşgörü" olduğundan habersiz yaparsınız bunu. Ayrımın olmaması gerektiğini bile bile yaparsınız hem de. Ben Türk'üm. En alt komşumuz ise Kürt. Aynı binada yıllarca yaşayabiliyoruz. Tek bir gün kavga etmeden, tek bir gün ayrıştırmadan birbirimizi. Ötekileştirmeden! Ne o benim Türklüğüme laf ediyor, ne ben onun Kürt oluşuna. Çünkü kardeşiz biz. Irkımız farklı olsa ne yazar? Aynı anne babadan doğduğun en canım diye tanıttığın öz kardeşinle bile bir değilsin. Ama kardeşim diyebiliyorsun, her şeye rağmen. Farklısın ama kardeşin işte, ötesi yok! Tekrar sormak istiyorum, bunu birbirimize neden yapıyoruz? Aynı vatanı paylaşıp, aynı ekmeği yiyorsak, aynı suyu içiyorsak neden yapıyoruz? Bizi diğerlerinden üstün kılan nedir? Kurtuluş Savaşında omuz omuza ölenlerin hepsi Türk müydü kardeşim? Çanakkale'de yatan onlarca şehidin hepsi Türk mü? O bayrakta herkesin kanı yok mu, bir düşün bakalım. Gururla balkonuna astığın, "Yaşasın Türklük!" çığlıkları attığın o bayrakta, Kürt bi kardeşinin kanı yok mu?
İnsanoğlu ne tuhaf yaratık! İşine geleni algılayıp, işine gelmeyeni itmek gibi müthiş bir yeteneğe sahip! Bunu büyük bi hayranlıkla alkışlıyorum. Kendimizi üstün gördükçe, bir arpa boyu yol alamayacak olduğumuzu bal gibi biliyor olduğunuz halde buna devam ediyor olmanıza anlam veremiyorum. Sormazlar mı adama mahşer günü, sen kimsin? Sen ne olduğunu sandın da kendini diğer insanlardan, diğerlerinden üstün gördün? Yapmayın ne olur. Hepimiz farklı renkleriz, aynı tabloyu oluşturan. Övünüp, ötekileştirmeyin insanları.
Ben bugün sizin kadar heyecanlı değildim, üzgünüm. Üstelik Türk olduğum halde. Ben sizin gibi naralar atamadım, üzgünüm. Böyle bölünmüş olmamıza üzüldüm. Böyle olmak zorunda değil. Bunu değiştirebiliriz, keşke inansak. Osmanlı Devlet'inde yaşayan onca farklı ırkın yüzyıllar boyunca nasıl geçindiğini merak etmiyor musunuz sahiden? İhtiyacımız olan şey sadece " hoşgörü". Bu vatan hepimizin. Bu vatan Türk'ün, Kürt'ün ve diğerlerinin. Aynı bayrağın altındayız, aynı güneşe uyanıyoruz. Nedir bitmek bilmeyen bu kavganız? Nedir insanları itme eyleminizin altında yatan asıl sebep? Benim gibi bir çoğunuz polis olmak istiyor. Halkın polisi olacaksınız, Türk'ün değil. Herkese yardım edeceksiniz, Türk'e değil. Binlerce insan öldü. Binlerce çocuk, yetim. Bu yolda, kardeşlik yolunda. Binlerce şehit verdik. Bunlarda mı acıtmıyor vicdanınızı?
At gözlüğüyle dolaşmayı bırakmalıyız artık. Çevremize bakalım. Hepimiz farklıyız, buna itirazım yok fakat hiç birimiz üstün değiliz. Bunu idrak etmeden tek bir adım atamayız. Her şeyi bir kenara bırakıp, sadece " insan" gözüyle bakarsak yeşillenir bu dünya. İnsanlığımızı kaybettik. Böldük, kavgalar ettik, dışladık. Sonuç? Demek ki doğru olanı bu değil. Ha birde söylemeden edemeyeceğim. Burası Türkiye değil de Kürdistan olsaydı, ötekileştirilen sizler olsaydınız yani, bu kadar uslu durmayacaktınız bugün. Bir arkadaşımız, hiç bir yeri kırıp dökmedik diye savunuyordu Türklüğü. Tabi kırmazsın kardeşim. Tabiki yıkmazsın. Sen herkesten üstünsün(!) ne gerek var? Kendinizi haklı çıkarmak adına, devlet büyüklerini de alet ettiniz bugünkü dizelerinizin arasına. Tekrar ediyorum, milli kimliğinize bir lafım yok. Türk veya Kürt olmanızla ilgilenmiyorum. Kızdığım nokta "üstünlük".
Ama biliyorum ki ne kadar yazarsam yazayım yine delice savunduğunuz şeyleri sorgulamayacaksınız. Bu kız gelmiş ne anlatıyor diyeceksiniz. Belki aranızda vatan hainliğiyle suçlayanlar olacak, bilmiyorum. Sizden bir kez bile olsa, durup düşünmenizi istiyorum. Bu vatan hepimizinken, bu bayrak hepimizinken, o bayrağa kırmızı rengini vermek için akılan kanlar hep birlikteyken, yaptığımız şey ne kadar doğru?
Dilerim, bunu sorgulayacak yüreğe ve vicdana sahipsinizdir, anlatmak istediğim de doğru anlaşılmıştır umarım. Anlaşılmadıysa da sorun yok. Ben mi değiştireceğim dünyayı? diye kenara çekilmiyorum. Buna çok güzel bir hikaye var hatta. Şöyle:
"Nemrud, H.z.İbrahim'i ateşe atıp yakmak ister. Kocaman bir ateş yakılır, alevler göğe yükselir. Bunu haber alan küçük bir karınca, ağzına bir damla su alır ve hararetli bir şekilde koşmaya başlar. Onu gören diğer bir karınca sorar; "Nereye gidiyorsun böyle?.."
- İbrahim'i ateşe atmışlar. Yakılan ateşi söndürmek için su taşıyorum.
- Ama senin taşıdığın su onu söndürmez.
- Olsun... Ben, en azından safımı belli etmiş olurum..."
Yani, uzun lafın kısası dostlarım, benim safım belli.Hepimiz koca bir ateşin içine atıldık. Kavruldukça kavruluyoruz. Belki taşıdığım su bir işe yaramayacak, belki bitmeyecek bu savaş.. Ama benim safım kardeşçe yaşamaktan yana. Şimdi oturup, bulunduğunuz safı bir kez daha düşünün.
Saygılar.

-Elif Ağaç.

Merhaba

Merhaba, ben Elif Ağaç. 29 Ağustos 1995 doğumluyum. 2013 yılında Sabiha Gökçen Kız Teknik ve Meslek Lisesinin Çocuk Gelişimi dalından mezun oldum. Eğitimime Maltepe Üniversitesinin Zihin Engelliler Öğretmenliği bölümünde devam ediyorum. Yaklaşık 4 yıldır kendimce bir şeyler yazıyorum, paylaşıyorum. Denemeler, kısa hikayeler, eleştiriler ve şiirlerden oluşuyor yazdıklarım. Bu blogu açma amacım; Yazdığım ve bence doğru olduğuna inandığım düşüncelerimi insanlarla paylaşmak. Umarım keyifle okursunuz. :)